Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
Sosyal Medya
Ali Şahin
Ali Şahin

BEBKA raporunu doğru okumak: Bursa’nın değerleri tarlada kalıyor…

Değer zinciri literatürünün en sevilen örneği elmastır. Elmas üretiminde en zahmetli ve masraflı aşama madenden cevherin çıkarılmasıdır. Taşın değerini ise kesim, renk, karat ve berraklık belirler.

BEBKA’nın Bursa Uludağ Üniversitesi ekibiyle hazırladığı TR41 Bölgesi Öne Çıkan Ürünlerde Değer Zinciri Analizi bu benzetmeyi tarıma uyarlayacak biçimde hazırlanıp kamuoyu ile paylaşıldı.

Arz zincirinin en zor halkası herkesin bildiği gibi üretimdir. Ama üretim değeri oluşturmak için yetmez. Değeri en çok artıran halkalar işleme, ambalajlama ve ürün geliştirmedir.

Bu bilgileri aklımızın bir kenarında tutarken 320 sayfalık raporun Bursa bölümünü okuyunca ortaya hem gurur verici hem de huzursuz edici bir tablo çıkıyor.

Hadi gelin biraz bu değerlerin neler olduğuna bakalım:

Enginar: Değeri yüksek, tarlası daralan ürün

Bursa, 2024’te 8 bin 456 tonla Türkiye enginar üretiminin yüzde 22’sini karşıladı. İzmir, Bursa, Aydın ve Sakarya birlikte ülke üretiminin yaklaşık yüzde 80’ini karşılıyor. Bursa’nın farkı ise çeşitten geliyor. Ege’de yaygın olan küçük ve erkenci Sakız enginarının aksine, Hasanağa enginarı Bayrampaşa çeşididir. Geççidir, 150-250 gram ağırlığında, iri, basık ve dolgundur. Kaliteli bir Hasanağa enginarı kılçıksız ve yağlı olur. Üstelik coğrafi işaretlidir.

Buna rağmen rapor, bu ürünün adını taşıyan bölgede ciddi bir erime tespit edildiğini aktarıyor.

Hasanağa’da bugün yaklaşık 80 üretici, 400-450 dekarlık alanda enginar yetiştiriyor. 20 önce bu alan 1.200-1.500 dekardı. Üreticiler, imara açılma sürerse üretimin beş yıl içinde bitebileceğini söylüyor. Fabrikaların ve yeni konutların bölgenin hava akımını kestiğini, bunun kaliteyi düşürdüğünü de aktarıyorlar.

Rapora göre Metro, Migros, Penguen ve Superfresh uzun süredir Hasanağalı üreticilerden enginar almak istiyor. Ancak üreticilerin hiçbiri bu talebe karşılık verememiş. Bunun nedenleri soyma işinin zahmeti, tek başına büyük alıcıyı karşılayamayan hacim ve ortak hareket edememek. Talep sonunda Urla gibi rakip üreticilere gitmiş. Üretici örgütü yok. Yaklaşık on yıl önceki kooperatif girişimi sonuçsuz kalmış. Üreticilerin yarısı kooperatif istiyor, diğer yarısı “kendi müşterim var” diyor.

Enginarda soyma, bu zincirin kilit noktası olarak öne çıkıyor. Satışın yüzde 95’i soyulmuş, vakumlanmış enginar ve bir işçi elle günde 300-400 adet soyabiliyor. İtalyan ve İspanyol soyma makineleri ince uzun Sakız formuna göre tasarlandığı için yuvarlak ve iri Hasanağa tablasına uymuyor.

Depolamada da sorun var. Mevcut soğuk hava deposu +4 °C’de çalışırken enginar için ideal sıcaklık 0 ile +1 °C arası.

Bunun yanı sıra geldiğimiz noktada Türkiye net bir enginar ithalatçısı. Yıllık üretimin ortalama yüzde 10’u kadar ürün, ton başına yaklaşık 217 dolardan, ağırlıkla KKTC’den giriyor. Dünya ithalatının ortalama birim değeri 1.560 dolar. Rapor, İtalya’nın coğrafi işaretli enginarlarının işaretsizlere göre yüzde 25 daha yüksek fiyattan ihraç edildiğini not ediyor.

Hasanağa’da ise coğrafi işaret amblemi pratikte neredeyse hiç kullanılmıyor.

Elimizdeki kıymetli işaret etikete bile çıkmıyor.

Üzümsü meyveler: Bursa’nın bir garip hikâyesi

Ahududu yetiştiriciliği Bursa’da 1980’lerde Bulgaristan’dan gelen göçmenler aracılığıyla yaygınlaştı. Bugün Türkiye ahududu üretiminin yüzde 85’i Bursa’dan geliyor (2024’te 6.085 ton). Ancak bu devasa pay, dünya ölçeğinde yüzde 0,7’lik bir üretime denk geliyor. Üretim alanı da 2023’te 8 bin 149 dekardan 2024’te 6 bin 630 dekara geriledi. Rapor, asıl sıkıntının fidan ve çeşit olduğunu söylüyor. Belediyelerin yurt dışından piyasa talebine bakmadan aldığı fidanlardan bazılarına virüs bulaşmış. Çelikle çoğaltma bunu yaymış, üretici yoğun pestisite yönelmiş, bu da hem iç tüketimi hem ihracatı vurmuş.

Yaygın çeşitlerden Aksu Pembesi yurt dışında bilinmiyor. Rakipler Sırbistan ve Bosna-Hersek ise farklı çeşitlerle sezonu Haziran’dan Ekim’e uzatıyor, “Arilje ahududusu” gibi markalarla satış yapıyor.

Ahududunun yaklaşık yüzde 60’ı bütün-iri, yüzde 25’i bütün-orta, yüzde 15’i kırık sınıfında değerlendiriliyor. Kırıklar reçele, marmelata ve püreye gidiyor. Fiyatlar, 2019’dan beri kooperatif başkanlarıyla firmaların açık artırma benzeri toplantılarında belirleniyor. Bazı büyük alıcılar ise meyve toplamak yerine ithalata yönelmiş durumda.

Rakamlar bunu destekliyor. Rapordaki zincirde ahududu ihracatı ton başına yaklaşık 2 bin 975 dolardan, ithalatı yaklaşık 4 bin 465 dolardan gerçekleşiyor. Yani ucuz satıp pahalı alıyoruz. Freeze-dry gibi yüksek katma değerli ürünler cazip, fakat orada da farklı bir hesap var. 21 ton freeze-dry ürün için 142 ton taze meyve gerekiyor.

Rapor da bütün bunların sonucu açık biçimde yer alıyor: üretim artışı sağlanmadan bu ürünlere geçiş mümkün değil.

Böğürtlende Bursa, Türkiye üretiminin yaklaşık üçte ikisini (2024’te 2 bin 920 ton) karşılıyor. Kestel tek başına il üretiminin yarısından fazlasını veriyor. Ahududuya talep sürerken üreticinin böğürtlene yönelmesi, rapora göre orta vadede arz fazlası ve değer kaybı riski doğuruyor.

Pastanelerin 10 koli ahududuya karşılık 1 koli böğürtlen sipariş ettiği aktarılıyor.

Sektör temsilcilerine göre Türkiye’de böğürtlenin taze tüketim oranı da yaklaşık yüzde 10.

Mavi yemiş en hızlı yükselen halka. Bursa’da üretim 2020’de 904 dekar ve 264 tonken, 2023’te 4 bin 151 dekar ve 2 bin 132 tona çıktı. 2024’te Türkiye üretiminin yüzde 42,9’u Bursa’dan, yüzde 38,9’u Antalya’dan geldi.

Bu işin merkezi İnegöl ve İznik.

Fakat 2020-2023 ortalamasında Bursa’nın verimi dekara 0,42 ton ve Türkiye ortalaması olan 0,62 tonun altında.

Rapor yapıyı “ikili” tanımlıyor: Bir yanda saksıda, kontrollü, modern tesisler; öte yanda çoğunlukla deneme amaçlı küçük bahçeler. İznik’te Çiftçi Kayıt Sistemi’nde 661 dekar görünen alanın fiilen yaklaşık 1.200 dekar olduğu, kayıtlılığın yüzde 50 civarında kaldığı da rapora not edilmiş. Dış ticaret yine ilginç. Türkiye’nin mavi yemiş ihracatı ton başına yaklaşık 6 bin 786 dolar, ithalatı ise 2 bin 248 dolar.

Ortak payda: Örgütsüzlük

Raporun incelediği bütün ürünlerin ortak noktası yönetici özetinde şöyle yer alıyor:

Üretici örgütlenmesi ya hiç yok ya da son derece düşük etkinlikte.

Küçük ölçekli, örgütsüz ve her işi kendi başına yapan bir yapıyla yüksek katma değer yaratmak mümkün görünmüyor.

Çözüm önerileri de benzer.

Enginarda üretici örgütü, ortak soğuk hava deposu, Hasanağa tablasına uygun soyma makinesi, entegre işleme tesisi, Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili gerekli.

Üzümsü meyvelerde doku kültürüyle sertifikalı fidan, iklime ve sanayiye uygun çeşit ıslahı, soğuk zincir yatırımı. Ayrıca fidan, Ar-Ge, eğitim, üretim ve işlemeyi tek çatıda toplayacak bir üzümsü meyve “mükemmeliyet merkezi.”

***

Bu çerçeve ister istemez şunu düşündürüyor:

Bursa’nın sorunu üretememek değil. Ürettiğinin değerini ürettiği yerde tutamamak.

İtalya’da üzümsü meyve üreticilerinin “ItalianBerry” gibi ortak bir çatı altında danışmanlık, pazarlama ve pazar istihbaratı yürüttüğünü, Sırbistan’ın bir bölge adını markaya çevirdiğini rapordan öğreniyoruz.

Bizde ise enginar tarlası imara açılırken en değerli ürünlerden birinin etiketi boş kalabiliyor. Rapor, bu yüzden değer zincirinin yalnızca üretim miktarı değil, bütün aşamalarıyla birlikte ele alınmasını istiyor.

Bence bu, Bursa tarımı için bir kurtuluş reçetesi olduğu kadar bir zaman uyarısı da.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER