Küresel ekonomi, yükselen enerji fiyatları ve artan faizlerin etkisiyle daha zorlu bir döneme giriyor. İran savaşının ekonomik sonuçları maliyet baskılarını artırırken ülkelerin borçlanma koşulları da ağırlaşıyor. Bu süreçte yapay zekâ yatırımlarından önemli ölçüde yararlanan ekonomiler ile bu alanda geride kalan ülkeler arasındaki farkın açılması bekleniyor.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) değerlendirmesine göre, özellikle ABD ve yapay zekâ yatırımlarının hız kazandığı bazı ülkeler, artan maliyetlerin etkisini ekonomik büyüme ve yatırım gelirleriyle kısmen dengeleyebiliyor. Buna karşılık diğer ülkeler, vatandaşları desteklemek ve kamu borçlarını yönetmek arasında zor tercihler yapmak durumunda kalıyor.
Yapay zekâ yatırımları ülkeler arasındaki farkı açıyor
Yapay zekâ alanındaki yatırımlar, küresel ekonomide büyümenin kaynaklarını ve ülkelerin ekonomik dayanıklılığını etkileyen unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu yatırımlardan daha fazla yararlanan ekonomiler, yüksek enerji maliyetleri ve finansman giderlerinin yarattığı baskıyı kısmen hafifletebilirken diğer ülkelerde büyüme görünümü zayıflıyor.
Artan maliyetler ve kamu harcamalarını kısma ihtiyacı, bazı ülkelerde toplumsal tepkileri de beraberinde getiriyor.
Fransa’da öğrenciler hükümetin harcamaları azaltmaya yönelik planlarını protesto ederken Filipinler ve Endonezya’da ulaşım sektöründe çalışan sürücüler yüksek benzin ve motorin fiyatlarına karşı eylemler düzenliyor.
Senegal ise artan borç baskısı nedeniyle uluslararası tahvil sahipleri ve Çin’e ait kamu bankalarından aldığı borçların hafifletilmesine ihtiyaç duyacağını eylül ayında bildirdi. Bu gelişmeler, yüksek finansman maliyetlerinin özellikle kamu maliyesi üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.
IMF’den 2026 için yüzde 3,1 büyüme tahmini
Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonomiye ilişkin büyüme beklentisini 2026 yılı için yüzde 3,1 olarak açıkladı. Dünya ekonomisi 2025’te yüzde 3,5 büyümüştü.
Tahminler, küresel büyüme hızında 0,4 puanlık yavaşlamaya işaret ediyor. Yüksek enerji fiyatları, artan borçlanma maliyetleri ve jeopolitik gelişmeler, ekonomik görünümü baskılayan temel riskler arasında yer alıyor.
Yükselen faizler büyük bankaları da etkiliyor
Faizlerdeki yükseliş, hükümetlerin borçlanma maliyetlerini artırmanın yanı sıra finans piyasalarındaki işlem faaliyetlerini de etkiliyor.
WSJ’nin değerlendirmesinde, tahvil piyasasındaki zayıflığın Wall Street’in büyük bankalarının alım satım gelirleri açısından risk oluşturduğu belirtiliyor. Tahvil piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve finansman koşullarındaki sıkılaşma, bankaların işlem faaliyetleri üzerinde baskı yaratabiliyor.
Böylece yüksek faizler, hem kamu maliyesi hem de finans sektörü açısından küresel ekonomik görünümü zorlaştıran ortak bir unsur olarak öne çıkıyor.
Kanada ekonomisinde büyüme sinyalleri zayıflıyor
Kanada’da imalat sanayisi satışları ağustos ayında aylık bazda yüzde 1,5 arttı. Ancak Capital Economics ekonomisti Thomas Ryan’a göre artışın tamamı fiyat değişimlerinden kaynaklandı ve satış hacmi aynı kaldı.
Ryan, ABD’nin 338. madde kapsamında uygulamaya koyduğu yeni tarifelerin Kanada imalat sanayisi üzerinde baskı oluşturmaya başladığını belirtti. Toptan ticaret hacmindeki gerilemenin de ekonomik faaliyetlere ilişkin riskleri artırdığına dikkat çekti.
Bu gelişmeler, Kanada ekonomisinin ağustos ayında aylık yüzde 0,2 büyüdüğünü gösteren öncü tahmin üzerinde aşağı yönlü risk oluşturuyor.
Capital Economics, Kanada Merkez Bankasının piyasaların fiyatladığı yaklaşık dört faiz artışı yerine iki faiz artışı yapmasını bekliyor.
İspanya’da büyümenin yavaşlaması bekleniyor
Avrupa’da da yüksek enerji fiyatları ve finansman maliyetlerinin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkileri hissediliyor. BBVA ekonomistleri, İspanya ekonomisinin 2026’da yüzde 2,6 olması beklenen büyüme hızının 2027’de yüzde 2,1’e gerileyeceğini öngörüyor.
Yüksek enerji maliyetleri, enflasyon ve faiz oranlarının ekonomik faaliyetler üzerindeki baskısı, büyümedeki yavaşlamanın başlıca nedenleri arasında gösteriliyor.
BBVA’nın bölgesel tahminlerine göre Katalonya ekonomisinin 2027’de yüzde 2,3, Madrid ekonomisinin ise yüzde 2,1 büyümesi bekleniyor. Bu gerçekleşirse Katalonya, altı yıl aradan sonra ilk kez Madrid’den daha hızlı büyüyecek.
Katalonya’da mal ihracatındaki iyileşmenin büyümeye katkı sağlaması beklenirken her iki bölgenin de turizm dahil hizmet ihracatından yararlanmayı sürdürmesi öngörülüyor. İspanya’nın en büyük iki ekonomik bölgesi, ülke ekonomisinde önemli bir ağırlığa sahip olmaya devam ediyor.
Küresel ekonomide maliyet ve borç baskısı öne çıkıyor
Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve borçlanma maliyetlerindeki artış, ülkelerin büyüme performanslarını farklı şekillerde etkiliyor. Yapay zekâ yatırımlarının sağladığı avantajlardan yararlanan ekonomiler bu baskıyı kısmen dengeleyebilirken yüksek borç yükü ve sınırlı büyüme potansiyeli bulunan ülkelerin hareket alanı daralıyor.
IMF’nin 2026 için öngördüğü yüzde 3,1’lik büyüme, küresel ekonomide yavaşlamanın sürdüğüne işaret ediyor. Enerji piyasalarındaki gelişmeler, faizlerin seyri ve jeopolitik riskler, önümüzdeki dönemde büyüme görünümünü belirleyecek temel başlıklar arasında bulunuyor.
