Avrupa’nın ikinci büyük ekonomisi 30 Ekim’de iki kötü haberi aynı gün aldı. Fransız istatistik kurumu INSEE, ekonominin üçüncü çeyrekte yüzde 0,1 küçüldüğünü açıkladı. Aynı gün kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Fransa’nın A+ notunu korudu ama görünümünü “durağan”dan “negatif”e çevirdi. Gerekçe yalnızca rakamlar değildi; Fitch açıkça “siyasi parçalanmanın sürmesine” ve “zor sosyal iklime” işaret etti.
Bu, Türkiye’den bakınca ilk anda tanıdık gelmeyen bir hikâye. Fransa’nın enflasyonu yüzde 3–4 bandında; ülke Avrupa Merkez Bankası’nın şemsiyesi altında, dünyanın en derin tahvil piyasalarından birinde borçlanıyor. Türkiye’nin kamu borcu ise Fransa’nınkinin beşte biri düzeyinde. Peki neden Paris’teki tartışma Bursa’daki ihracatçıyı ve Ankara’daki maliye politikasını ilgilendirsin? Çünkü iki ülke, aynı dersin iki ayrı yüzünü gösteriyor: borcun faturasını borcun büyüklüğü kadar, borç verenin duyduğu güven de belirler.
Önce rakamlara bakalım. INSEE’nin ilk tahminine göre Fransa’nın gayrisafi yurt içi hasılası yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 geriledi, ikinci çeyrekte yerinde saydı, üçüncü çeyrekte yeniden yüzde 0,1 küçüldü. Daralmanın ana kaynağı dış ticaret: ihracat çeyreklik bazda yüzde 1,7 düştü ve büyümeden 0,6 puan götürdü. Hane halkı tüketimi yüzde 0,4 artarak bir ölçüde direnç gösterdi; ancak toplam yatırımlar yüzde 0,6, hane halklarının konut ağırlıklı yatırımları yüzde 1,3 azaldı.
Aynı gün Eurostat’ın öncü tahmini, sorunun Avrupa geneline yayılmadığını gösterdi. Euro bölgesi üçüncü çeyrekte yüzde 0,4 büyüdü; İspanya yüzde 0,6, Almanya yüzde 0,2 büyürken İtalya yatay kaldı. Dört büyük euro ekonomisi arasında küçülen tek ülke Fransa oldu. Yani ortada ortak bir Avrupa şoku değil, Fransa’ya özgü bir tıkanma var.
Bu tıkanmanın merkezinde kamu maliyesi duruyor. Eurostat’ın 21 Ekim’de yayımladığı verilere göre Fransa 2025’i GSYH’nin yüzde 5,1’i oranında bütçe açığıyla kapattı; AB ortalaması yüzde 3,1. Kamu borcu INSEE’ye göre haziran sonunda 3,6 trilyon avroya, GSYH’nin yüzde 119’una ulaştı. Hükümet 2027 bütçesinde açığı yüzde 5’e indirmeyi hedefliyor; ancak Ulusal Meclis’te çoğunluğu yok. Bütçenin oylamasız geçmesine imkân veren Anayasa’nın 49.3 maddesi ya da 1958’den bu yana hiç bütçe için kullanılmamış kararname yolu masada. Ekonomi ve Maliye Bakanı Roland Lescure, bütçe çıkmazsa ülkenin “duvara çarpacağını” söylüyor.
Piyasa bu belirsizliği fiyatlıyor. Euronews’in aktardığı verilere göre Fransa’nın 10 yıllık borçlanma maliyeti 22 Ekim’de yüzde 5’in üzerine çıktı, 30 Ekim’de yüzde 4,9 civarındaydı. Almanya ile arasındaki fark 1,55 puan dolayında. Bu, aynı para birimini kullanan iki komşu arasında küçük bir fark değil.
Borç oranı tek başına ne söyler?
Fransa’nın deneyimi, yüksek borcun kendi başına bir kriz olmadığını da hatırlatıyor. Japonya ya da İtalya çok daha yüksek borç oranlarıyla yıllarca yaşadı. Fitch de Fransa’nın notunu düşürmedi; büyük, zengin ve çeşitlenmiş ekonomiyi, güçlü kurumları ve euro bölgesi üyeliğini notu destekleyen unsurlar olarak saydı. Sorunu yaratan, borcun büyüklüğünden çok, siyasetin bu borcu istikrara kavuşturacak bir planı uygulayabileceğine dair güvenin aşınması.
İşin bir de bedeli var. Paris-Dauphine Üniversitesi’nden iktisatçı Jérôme Mathis’in Euronews’te aktarılan değerlendirmesine göre bütçe tek başına kısa vadede ekonomiyi canlandırmaz; mali sıkılaştırma yakın dönemde büyümeyi baskılar. Yani Fransa iki kötü seçenek arasında: ya güveni yeniden kazanmak için kemer sıkacak ve talebi daraltacak ya da sıkılaştırmayı erteleyip daha yüksek faiz ödeyecek. Ekim ayında yıllık yüzde 3,4’e çıkan tüketici enflasyonu, özellikle yüzde 24’ü aşan enerji fiyat artışı, hane halkının bu yükü taşıma isteğini de zorluyor.
Türkiye’nin güçlü kartı ve eksik parçası
Türkiye burada, alışkın olduğumuzun aksine, güçlü bir konumdan bakıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2026 Kamu Borç Yönetimi Raporu’na göre AB tanımlı genel yönetim borç stokunun GSYH’ye oranı 2025 sonunda yüzde 23,8. Bu oran Maastricht’in yüzde 60 referansının çok altında ve 2021’deki yüzde 38,9’dan belirgin biçimde düşük. Merkezi yönetim bütçe açığı da 2025’te GSYH’nin yüzde 2,9’una inmiş durumda. Tanımlar AB’nin genel yönetim ölçütüyle birebir örtüşmese de, bu rakam Fransa’nın yüzde 5’lik açığıyla kıyaslandığında farklı bir lige işaret ediyor.
Ama tablo burada bitmiyor. Düşük borç stokuna rağmen Türkiye borcunu pahalıya taşıyor. TBMM’nin aralıkta kabul ettiği 2026 bütçesinde faiz giderleri 2,7 trilyon lira, vergi gelirleri ise 13,8 trilyon lira öngörülüyor. Kabaca her beş liralık verginin bir lirası faize gidiyor. Bunun ana nedeni enflasyon: TÜİK’e göre yıllık enflasyon eylülde yüzde 29,73; Merkez Bankası politika faizini 22 Ekim’de yüzde 36’ya indirdi.
Bu iki ülkenin faizlerini yan yana koyup “Türkiye yedi kat pahalı borçlanıyor” demek yanlış olur. Biri euro, diğeri ağırlıklı olarak lira ve döviz cinsinden borç; nominal faizler enflasyon farkını içeriyor. Asıl ortak nokta şu: iki örnekte de borçlanma maliyetini belirleyen şey borç stoku değil, piyasanın gelecekteki politikaya duyduğu güven. Fransa bu güveni siyasi tıkanma nedeniyle yavaş yavaş kaybediyor; Türkiye ise yüksek enflasyon yıllarında kaybettiği güveni geri kazanmaya çalışıyor. Hazine raporuna göre beş yıllık Türkiye CDS’i 2025’i 205 baz puanla kapattı; bu, nisandaki 378 puanlık zirveden belirgin bir düşüş. Güven geri geliyor, ama henüz ucuzlamış değil.
Fransa’nın uyarısı, düşük borç oranının bir sigorta olmadığı yönünde. Borç oranı düşük bir ülke de siyasi öngörülemezlik, mali kuralların esnetilmesi ya da enflasyonla mücadelenin yarıda bırakılması durumunda risk primini hızla yükseltebilir. Türkiye’nin elindeki mali alan değerli; ama bu alanın korunması, Fransa’nın şu an zorlandığı türden kurumsal ve siyasi süreklilik gerektiriyor.
Bursa için Paris’in anlamı
Bursa açısından konu daha somut. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Bursa’nın ocak-eylül döneminde 13,6 milyar dolarlık ihracatında Fransa, 1,95 milyar dolarla Almanya’nın ardından ikinci sırada; kentin ihracatının yaklaşık yüzde 14’ü bu pazara gidiyor. Üstelik Fransa’ya satışlar dolar bazında yüzde 15 artmış. Bu artışın ne kadarının hacimden, ne kadarının avronun dolar karşısındaki seyrinden kaynaklandığı ayrıca incelenmeli; yine de Fransa şimdilik Bursa için büyüyen bir pazar.
Risk, önümüzdeki dönemde. Fransa 2027’de açığı düşürmek için kamu harcamalarını kısar ve vergileri artırırsa, iç talep daralır. Euronews’in aktardığı INSEE verilerine göre Fransa’da ulaşım araçları üretimi üçüncü çeyrekte yüzde 3,5, otomotiv üretimi yüzde 1,5 geriledi; bu, Bursa’nın ihracatının yarısından fazlasını oluşturan otomotiv ve yan sanayi için izlenmesi gereken bir sinyal. Tekstil ve hazır giyim gibi tüketiciye yakın sektörlerde ise yüzde 24’lük enerji zammıyla bütçesi daralan Fransız hane halkının harcama tercihleri belirleyici olacak.
Bursa’daki bir ihracatçı için pratik ders, tek pazara ya da tek müşteriye bağımlılığı gözden geçirmek. Eurostat’ın verileri, İspanya ve Almanya gibi pazarların şu an Fransa’dan daha iyi büyüdüğünü gösteriyor. Fransa’yı terk etmek değil, Fransa’daki yavaşlamanın siparişlere yansıyacağını varsayarak nakit ve fiyat planlamasını şimdiden yapmak gerekiyor.
Paris’te yaşananlar, ekonomik gücün tek bir oranla ölçülemeyeceğini gösteriyor. Fransa zengin, kurumları güçlü ve borcu yüksek; Türkiye’nin borcu düşük, ama güveni hâlâ pahalı. Fransa’nın önümüzdeki aylarda bütçesini çıkarıp çıkaramayacağı yalnızca Avrupa tahvil piyasasını değil, Bursa’nın ikinci büyük pazarındaki talebi de belirleyecek. Türkiye için ise asıl soru, eldeki düşük borç avantajını, Fransa’nın bugün ödediği türden bir güven bedeline dönüşmeden koruyup koruyamayacağı.

